Herkesin Türk romanının doğuşu konusunda bir hikâyesi var; benimki küçük bir gözlemle başladı.
Edebiyatın görevi cevap vermek değil, daha iyi soru sordurmaktır. Kahramanlar zamanla bizim iç sesimizin bir parçasına dönüşüyor. Kısa öykü, bir anı büyüteçle okutan tür.
Çeviri, bir eseri ikinci kez yazmak gibi yorucu ve görünmez bir emek. Her yazar önce iyi bir okurdur.
Edebiyat, tarihin kuru bilgiyle anlatamadığı duyguyu taşıyor. Sizce bu tablo önümüzdeki yıllarda nasıl değişir?
4 yorum
Yorumlar yükleniyor…
Yorum yapabilmek için giriş yapın.