Son zamanlarda hikâye anlatıcılığı konusu sık sık karşıma çıkıyor ve her seferinde aynı soruyu sordurtuyor: gerçekten ne biliyoruz?
Edebiyatın görevi cevap vermek değil, daha iyi soru sordurmaktır. Okurken bıraktığımız altı çizili satırlar, kendi haritamızdır. Şiir, az sözle çok şey söylemenin en cesur hâli.
Bir hikâyenin gücü, anlattığı olaydan çok anlatış biçiminde saklı. Bir cümlenin ritmi, bazen anlamından daha uzun yaşar.
İyi bir roman, okuru kendi hayatına başka bir pencereden bakmaya davet eder. Sizce bu tablo önümüzdeki yıllarda nasıl değişir?
4 yorum
Yorumlar yükleniyor…
Yorum yapabilmek için giriş yapın.